Paradan, ranttan, şahsi çıkarlarından başka siyasi kıblesi olmayanlar her fırsatta vakıf ve derneklerimizi hedef alsalar da insanlığa hizmete adanmış yürekleri mücadelelerinden vazgeçiremiyorlar.
Onlar ne yaparsa yapsın, biz iyilikte yarışanları desteklemeye devam edeceğiz.
Mimari ve Zarafette Vakıf Medeniyeti temasıyla hafta boyunca tertiplenecek etkinliklerin ülkemiz, milletimiz ve vakıf medeniyetimizin tüm mensupları için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Ya Türkiye’nin büyüyen gücünü ve küresel ağırlığını Birliğin darboğazdan çıkışı için bir fırsat olarak görecekler ya da dışlayıcı söylemlerin Avrupa’nın geleceğini karartmasına müsaade edecekler.
Bizim temennimiz; Avrupa’daki karar alıcıların siyasi ve tarihî ön yargılarını artık terk ederek Türkiye’yle samimi, sahici ve göz hizasında ilişkiler geliştirmeye odaklanmalarıdır.
Böyle bir ilişkinin kazananı, Türkiye’nin de ayrılmaz parçası olduğu Avrupa Kıtası olacaktır.
Biz milletimizin yüksek menfaatlerini rehber edinerek bu yolda sabırla, vakarla; alnımız ak, başımız dik bir şekilde yürümeye devam edeceğiz.
Avrupa Birliği ile ilişkilerimizde mesele Ankara’nın nerede durduğu değil; Brüksel’in geleceğin dünyasında nerede olmak istediğidir, kendini nerede gördüğüdür.
Türkiye’nin tam üye olarak yer almadığı bir AB’nin küresel bir aktör ve çekim merkezi olamayacağı artık anlaşılmalıdır.
Biz hin-i hacette varlığı hatırlanacak, ihtiyaç duyulunca kapısı çalınacak, sair zamanlarda ötelenecek bir ülke değiliz; hiçbir zaman da olmayacağız.
Avrupa Birliği Türkiye’nin yapıcı tavrının kıymetini çok iyi bilmeli, bunu hor kullanmamalı, bunu zora sokacak eylem ve söylemlerden imtina etmelidir.
Unutulmasın ki ne Türkiye eski Türkiye’dir ne de dünya eskisi gibi Batılı devletlerin nüfuz alanına sıkışmış haldedir.
Bugün Avrupa’nın Türkiye’ye duyduğu ihtiyaç, Türkiye’nin Avrupa’ya olan ihtiyacından daha fazladır; yarın bu ihtiyaç daha da artacaktır.